Hayat felsefesi ve değerlendirme

Bilebilsem
Kalan zamanımı seninle
Mutlu bir yıl? Ya da birkaç?......
Bilebilsen
Bunun idrakinle kaplasan
Tüm mekânımı ve zamanımı....
Sonrası... gene senin olsun.

Papatyalar biter göçer
Döver-biçer söker gider
Zaman gelip geçer
Ömür çabuk biter
Tekerleme gelir geçer:
Beni sevsen, beni sevsen,

Şarap gibi kıymetlenir
Son deminde tadılan aşk
Bulununca kaçırılmaz
Bu mutluluk öncelik ister
Diğer şeyler gelsin
Saniyen, salisen ve rabıan

Boşver
Şu gösterişle ilgili şeyleri
Zarfı yırt at
İçindekine bak
Derûnunda ne kıymetler yatar

Tadabilsen
Gürül gürül akan
Gönlümün pınarından
Mutluluğu
Orada arayabilsen
Bulursun gani gani

***

Binbir geceler

Sessizliği bozan ışıltılı mehtap
Ve karanlıktan başka kimse yoktu
Ve ikimiz elele, yarı korku
Bir de içimizi gıcıklayan
Heyecan
Usulca inmiştik kenarına denizin.
Dökülünce giysilerimiz yere
Vurmuştu mehtap beyaz tenimize
Yüzmüştük sarmaş dolaş
Sen ve ben ve mehtap yoldaş.
Yakamozlardan başkası görmedi
Bunu, ne kimse ne arkadaş
Şahidimiz bir tek mehtap yoldaş

***

Turtel Sorgun D 81

Sarmaşıkla kuşanmış göğe dimdik yükselen çamlar
Aralarında minnacık kalan ahşap bezemeli dört odalı evler,
Kırmızı damlar
Ortada topaz renkli atnalı böbrek gibi durgun bir havuz
Ona bitişik yarımada tarzında külah damlı bir bar ve masalar
Etrafında Japon gülleri, feniksler, akasyalar, yukalar
Zeminde yeşil çimen, sahil bitkileri yonca tarlaları
Arada öbek öbek kadife adaları
***
Gök masmavi, hava gölgede ılık, havuz ılık, deniz ılık,
Okumaya, yürümeye, kol omuz jimnastiğine, bilmeceye vakit oluk oluk
Yemek türleri saymakla bitmez, beğendiğini seç seç al
Salatalar, soslar, salçalar, beğen seç al
Sıcak soğuk mezeler
Sonra gelir sıcak etler
Tatlılar, meyveler
Güzellikler, güzellikler
Doğa ve insan birleşince
Doğa güzelleştirilince
İnsan özentisi, bezemesi, mimarisi...
Evet herşey güzel, güzel de
Paylaşmadıkça eşinle, sevgilinle
Bir kanadı eksik bir kuş gibiyim
Uçamıyorum
Nirvanaya çıkamıyorum
Süzüle, süzüle tepelerden kızıl saçlarına dalıp
Seni alıp
Uçuramıyorum

***

İki Gezegenin buluşması

Birbirine ulaşamayan ölüler gibi
Merkezçekim İstanbullu gezegenlerimiz
Kesişmeyen çevre çemberlerimiz
Hangi dağlara kar yağdı misali
Hangi burçların değişmesiyle kesişti?
Bir telefonla
Bostancı vapuru buluşturdu bizi
Cennet adamızda...
Bâs ü bad el mevt usûlü:
Haber, bilgi aktarıldı
Gezegenler birbirinden ayrılmadan
-----
Sezon palamut mevsimiydi
Salata kıvrak bir göbek,
Sergilendi yaratılan tanrıçalar
Zaten gezegenleri çeken güç buydu...

Ancak anî bir dil atışınla
Bir parmak bal çaldın dudağıma, dilime
Tattırdın mantığı silen iksirli balı
Aşk ateşini tattırdın
Yine dünyayı sattırdın.
------

Dönüşte Bostancıya, hatırladı ay bizi
Kırpılıp yıldız olmadığı o zevkli günleri
Tapıldığı, kutsandığı Aya Yorgi geceleri
Ve saf aşkın açtığı o gülleri....
Kabardı göğsü hindi gibi
Oldu birden dolunay
Parlattı denizi, bizi ve hislerimizi;
Açtı vapurun yolunu
Uzaklaştı canan usulca, kaçtı
Tek tesellimiz oldu
Dolunay fenerinde
Güzelliklerle dolu
Anılarla yüklü, dönüş yolu

***


Aşk ve riyâ

Aşk ve riya aynı paranın iki yüzü
Oynar rolünü bunlarla kazanır gücü

Gösterir öndekini, saklar diğer yüzü
Amacı böylece elde tutmaktır gücü

*****

Hayali Gezi (MALLORCA -- BARCELONA)

Zeus olsam kaçırsam Futura air ile Mallorca'ya sevgilimi
Konsam ışıl ışıl Sol Elite Barbados Otelinin 5ci Kattaki odasına
Mallorca gece rüyası cocktaili ile baştan çıkartsam sevgilimi.

Yapsam ertesi sabah bir Palma Şehir Turu: elim belinde elin belimde.
Göstersem Bellver kalesini, eski katedrali ve Palma limanını.
Kazansam Casino'da rulette: "finale uno et quatro" ile
Çıkartsam gene onu baştan viskili Mallorca gece rüyası cocktail'i ile

Gagamda uçurtsam Porto Cristo'ya
Mest ederdi likör ve konyaklı sangriya
Sonra sürüklerdim Drach mağarasına:
Sarkıt ve dikitler arasına
Dipte gondolla müzik konseriyle
Yatırsam banka, okşasam da okşasam
Bir akşam yemeğinden sonra
Yaşatsam gene beşinçi katta
Mallorcalı gece rüyalarını yatakta.

Daha ne hayaller kurardım sevgilimle
Uçururdum gagamda, ver elini Barselona
Attırırdım önce kuş turu bir panorama
Sihirlerdim diye diye Barselona
Var sen ona Zeus'una, var sen ona
Gezdirirdim el ele, bel ele, el bele
Plaza De Catalunya, Plaza de Espanya,
Kondururdum gagamla Gaudi'nin "Kutsal Aile" sine
Derlerdi bir melek daha konmuş eserine
Ordan uçururdum yahudi tepesine
Gezdirirdim kuş bakışı Olimpiyat stadyumunu
Kondururdum Amerikayı işaret eden
Christoph Colomb heykelinin eline
Ordan uçardık Katedralin tepesine,
Derken inerdik Rabla caddesine
Konardık Hotel Ritz Roger Lluria'nın 3cü katına
Paela ile besler sangria ile mest eder
Gitar eşliğinde ritmik Flamenco dansları ile sokardım havana
Otelde Barcelona gece rüyalarını yaşatırdım gene sana.

Ertesinde seni tüye çevirir uçururdum
Yüzkırk kilometre Figueros kasabasına
Salvador Dalinin etkilendiği babasına
İndirirdim Dali'nin rüyalar dünyasına
Dönüşte gene seni tüy yapar
Uçururdum gagamda Barselonaya
Sangria eşliğinde atardım sihirli karidesi karışık salataya
Sonra girerdin Barcelonın gece rüyalarına.

Ertesinde uçururdum Plaza Espanyaya
Konardık ordaki Musee d'Art Catalunyaya
Girerdin 13-15. asırlara ait sanat dünyasına
Ordan asırları atlatır götürürdüm
Miro'nun hayali zengin küçük çocuk dünyasına
Girmeli bunlar çocukların rüyasına...
Sonradan da Picasso'nun çok boyutlu dünyasına
Derken çağırırdım günü yaşatacak güneşi
Kovardı bulutları renklendirirdi limanı
Port Vell Marinasında Sangria eşliğinde
Sihirli domatesli kızarmış ekmekle
Çıkarırdım seni baştan
Langust mayonez, keçap limonla
Uçururdum sonra seni
Tattırırdım Barcelonanın gecelerini
İspanyol ritimlerini
Kırmızı benekli TV'lerini
Yaşardık gecelerin en güzellerini

Dönmeden yurda gösterirdim Barselona katedralini
Ordan sana kanat takar götürürdüm melekler meydanına
Dalardın çağdaş Barselona sanatlarına
Hazır kanatların varken uçar dönerdik yurdumuza
İnişte kanatlar açılmazken, yere hızla düşerken
Birden uyanırdık bu rüyadan
Güzelim birleşik dünyadan
Ancak kalırdı silinmez hayali
Bir de gelecekteki ümitleri
Cihana eş değerleri

***

Olmak veya olmamak

Olmalı mı, olmamalı mı?
Buluşmalı mı, buluşmamalı mı?
Başlamalı mı, başlamamalı mı?
Silip atmalı mı? barışmalı mı?
Sevişmeli mi, sevişmemeli mi?
Sorun budur!

***

Mezeler ve sen

Eskiden bağdaştırırdım bezeyle seni
Şimdi özlüyorum meze ile seni
Karşı karşıya kadeh tokuşturarak
Mezelerin en alâsıyla masayı donatarak

Karides sosuna istakoz banarak,
Küçük turşuluk Beykoz salatalığı soyarak,
İnce doğranmış havuç
Ve de kızarmış patatesi
Rokfor sosuna banarak
Maviş gözlerine bakarak
Kadeh kaldırıp
Pamuk dudaklarından beze alıp
Mest olmak istiyorum.

Bitti sanma bunlarla
Şadiyenin dolmaları
Saumon fume
Yeşil yaprak içinde limonlu çiğ köfte
Çemensiz pastırma
Bu sefayı sakın kaçırma

Sonra ...eşliğinde
İçgiysili bir modeshow
Ve de lirik piyano
Gelsin Sinyor don Parlayano

*****

Sonbahardaki bahar

Uğraştım, didindim arı gibi çalıştım
Öğrenince insanı, yönlerine şaştım
Koştum bu yolda nice diyarları aştım
Öğrenmek uğrunda savaştım da savaştım
Öğrendikçe nice zirvelere ulaştım
Çabaladım araştırdım ilme yanaştım
Nice hazineleri ortaya çıkardım
Meslek ağacının dallarında uçarken
Onların en yüce zirvelerine vardım
Uğraşı dağlarımda doruğa uzandım
Keyifli kültür ırmağında hep genç kaldım
Hepsinden çok şey kazandım hem zevkler aldım
Ama en çok son bahardaki bahara hayran kaldım...

Zaman oldu bahar çiçeklerine kondum
Tattım beherini takdirle yudum yudum
İncelik, zerafet, güzellik oldu bal mumum
Koyunca peteğe doldu balla her yudumum

Bunlardan belleğime bal yaptım
Felsefe ağacıma dal yaptım
Sanatlar ırmağına sal yaptım
Rüzgârdan düşen yaprağı kaptım
Sallayıp yüreğime yel yaptım
Gövdesinden yalnızlığa dayanıklı bel yaptım
Bu tür birikimlerden fışkıranları sel yaptım
Setler koyup gözenekler yaptım
Ki fışkırsın isteğe yönelsin
Parmak deyişiyle müzik olsun
Tellerini titreştirsin dursun
Duygulu yazmayla şiir olsun
Yüreği yaksa da deva olsun
Toprağı gani gani sulasın
Ki o çamuru sen yoğurasın

Akan bu ırmaktan aynı su bir daha hiç geçemezmiş
Kaynaktan varınca deltaya, öteye geçilemezmiş
Yatağından sızanları kökten yapraklara göçermiş
Nihayet sonbaharda sarı kızıl ile bezenirmiş
Yelle kopup süzüle süzüle yerleri örterlermiş

Ancak bazen açarmış sonbaharda da bahar
Bunu tarife yetişemez hiçbir yazar
İlim ve uğraşı zirvelerinden de kaçar
Arama nafile, o ortamlarda bulunmaz
Bunu ancak ilimden ayrılan Dr. Faustus anlar
Bu tür baharlar açarken yürekleri yakar
Ama tüm gençlik salgılarını salar yayar
Coşturur Eratoları yürekleri kışkırtır
İçinde biriken usareleri fışkırtır
Coşku kanatlarıyla zaman ırmağının
Akımına karşı yüzerken dalar da dalar
Hiç değildir bu bildiğin bahardaki bahar
Bunu ancak açacak sonbahardaki bahar
Irmağından bir kez tadacak olanlar anlar
Bir yandan coşar öte yandan yüreği yanar
Susadıkça bu ırmağı kana kana yalar

*****


Sorunlar, ikilemler

Sensiz bir denge mi
Senli bir dengesizlik mi?

Sensiz bir huzur mu
Senli bir huzursuzluk mu?

Aşksız bir mutluluk mu
Mutsuzluğa götüren bir aşk mı?

Devamlı arayan, bekleyen mi
Hiç aranmayıp kurtulan mı?

İple çekilen azaplı günler mi
Birlik günlerindeki zevkler mi?

Bulmak için aradığım nafile çabalar
Belirsizlik içindeki huzursuzluklar mı?
Azap mı? zevk mi?
Akıl mı? gönül mü?
Karar veremedim gitti

***


Kaymak Tabağı

Bir kaymak tabağı vardı
Önünü süslerle sarardı
Hem kıyaktı
Hem de kayaktı ardı

Oynarken kaydırak
Beceremedi tutmasını
Kırıldı yapıştırıldı
Sağlamlaştığı sanıldı

Ancak gene tutamadı
Son kez kırıldı
Artık yapıştırılamadı
Kaydırak yapılarak
Denizin dibine atıldı

O deniz dibinde rahat
Sen deniz kenarında
Kaymak tabaksız uzan yat

***


Epilog

Ne tezat bu denli geç rastlamak sana
Ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda.
Selâm sana, dilerim ışıldanır ilerlersin hep
Diojen'in fenerinden sızan ışıklarla
Suçlayamam bırakıp gittiğin için beni
Etkilediyse eğer, sözlerim ezgilerim seni
Gire çıka kulaklarından, istesen de istemesen de
Umarım yankılanır bakî kalan kubbende

***

Bir kulağından girip öbüründen çıkan
Ve de iz bırakmayan
Seni hedefleyen sözlerim, ezgilerim
Meğer dalga dalga etkilermiş hassasları
Bunu bilmezdi ve görmezdi gözlerim

***
Yalnız anılarda kaldın sen
Rüzgârın puslu kadere getirdiği karanlık pembe gül
Gelip geçtin sen ey denizin fırtınası
Ardından soğuk bir ürperti bırakarak
Gözlerin güzeldi ama, bilemedin nereye bakacağına
Zarfın içindekine mi? yoksa alayişin alacalığına

***

İkilemim

Hem acımsın hem hazzım
Hem kızdığımsın hem aşkım
Hem kederimsin, hem saadetim
Hem nefretimsin hem özlemim

Yazısısın turasısın paramın
Bir öylesin bir böyle
Hem itersin hem çekersin
Dalgalı kıvrak bir çerkezsin

***

Yüklü Tekne

O kadar yüklü ki eski teknem senlen
Ağırlaştırıyor seyri, batma tehlikesi atlatıyor
"At safrayı kurtul" diyor kaptan, ama kıyamam
Yavaş oynatımlı seyirde
Anımsanan pembe gülleri atamam
Huyum bu,
Eski değer verdiğim kırıntıları bile satamam!

*****


Zaman Rüzgârı

Zaman rüzgârını durduramazsın!
Esip getirdiklerini de
Fırtınayla götürdüklerini de...

İnleyerek gidendeki haykırış
Sanarsın uğultulu bir baykuş
Viyaklayarak gelenlerdekiler
Sanki martı gibi sevinen birer kuş...

Arada bir fırtına dindiğinde
Sevimli birleşme getirdiğinde
Gene eser götürür
Yorgun bıkkın aşkı
Eser getirir, eser götürür
Kabullen, bunun adı zaman rüzgârı


***


Kördüğüm olmuş aşk


Kördüğüm olmuş ipe asılı aşkın heykeli
Çözülemez karmaş dolaş bir durum
Kırılacak ola güzel eser
İskenderin darbesini kullansam
Kessem, çözsem mi düğümü, ne dersin?
Yoksa muallakta mı kalsın
Her an düşme, kırılma tehlikesi ile

***


Eski Camlar Köpük Oldu


Olmayacak artık hiçbir şey eskisi gibi
Yalnız arada bir buluşan sabun köpükleri
Aman dikkat, yakında gene
Patlatacaklar kendilerini kendi öpücükleri
-----
Yokoldu derken havada
Uçuşan ruhlar üflerse
Temizlikte oluşan köpükler
Buluşurlar belki düşlerde

***

Uzaklarda bir kuş gibisin


Benleyken yakınım gibisin
Ben yokken kuyunun dibisin
Bana sorsan canım gibisin
Sana sorsak uzak birisin

Kimi kez hoş bir eş gibisin
Kimi kez bir kalleş gibisin
Kimi kez bir ateş gibisin
Kimi kez başkası, ve sanki
Od'u sönmüş bir kül gibisin

Benim için uçmak gibisin
Sana sorsak kaçak birisin
Benim için parfüm gibisin
Tanımla sen nasıl birisin?
Nerelerde hep gezinirsin?

Birlikte ağzımın dilisin
Gözümsün, canımın içisin
Göğsüme sardığım birisin
Özümsün, bağrımın içisin

Kokladığım bir gül gibisin
Okşadığım bir tül gibisin
Birlikteyken sümbül gibisin
Aşkla yakan bülbül gibisin

Benimleyken bir çul gibisin
Başkasınca bir kul gibisin
Hiç yapışmaz bir pul gibisin
Söyle sen hep nerelerdesin?
Uzaklardaki düş gibisin
Kuşlardaki bir tüy gibisin
Dalga gibi oynak birisin
Söyle, söyle acep kiminsin?
Neden hepten benim değilsin?

***

İki ipek böceği

Biri erkek iki tırtıl kaçmış
Gizli tülden koza yapmış sarmış
Bu kapanmış, iki tırtıl kalmış
Ve dışardan da sezen olmazmış

Biri dermiş: "bize biz tam yeteriz
Birimizden ikimiz hissederiz
Değişirse aramızdan birimiz
Kozadan çıkması serbest biliniz"

Biri bir çün ve diğer çün yârmış
Hele kaldıkça beraber kârmış
Kozadan çıkmayı ummazlarmış
Kışı izler nice güzler varmış

Ama heyhat günü gelmiş çatmış
Kaçınılmaz metamorfoz olmuş
Kelebek olmaya kâdir, uçmuş
Çıkamazmış kozadan o, kalmış

Feilâtün(failâtün), feilâtün fa'lün(feilün)

***

Sabah Mehtabı


Issız kalan beşli evlerin terasında
Yarı küçülmüş mehtabın karşısında
Dinledim deniz köpüklü rüzgârı tadan dilin müziğini
Tattım elma niyetine dama eğilmiş bereketli inciri
Ancak yoktu ıssız evde incir yaprağı ile örtünen Havva
İnanmazsan şahidimdir sabah mehtabı ile o günki hava

***


Kasım ortasında ılık bir gün

Kasım ortasında ılık bir gün
Bir telefonla buluşanlardan
Biri erkek biri dişi
Zaten gezmekti onların işi
Adam dedi: yürüyelim
Günümüzü gün edelim
Hay hay deyip önerdi zarif kişi
Belgrad ormanında gezintiyi

Bu erkek ve bu dişi ormana daldılar
Önlerine serilen sarı halılara bastılar
Yürüdüler bitmez tükenmez sarılara
Sarıların cümbüşü baskın noktalara
Sarı benekli tablo tüm görkemiyle
Takdim ediyordu kendini
Bir tablo biterken aynı bezemeli bir benzeri sunuluyordu
Halı dükkânındaki gibi serilip serpiliyor
Yerdeki ile bütünleşiyordu
Sarı yaprakların hışırtısı
Sarı benekli tabloyu canlandırıyordu
Sarı hışırtı, sarı-kırmızı tablo
Sarımtrak tablo, sarı hışırtı
Yerde devamlı bir kıpırtı
Onlar gidiyorlar, o geliyor
Üstlerine, üzerlerine,
Tekrar ediyor, belletiyor
Bir taraftan sihirliyor
Sarı noktalar, sarı hışırtılar
Sarı hışırtılar, sarı noktalar
Derken çember noktalanıyor
Birden beliriyor
Haensel ve Gretel'in kulübesi
Bacası tütüyor
Tost'u lezziz, çayı demli
Yerler nemli, servisi erdemli

Dönüşte arabada iki kişi
Biri erkek biri dişi
Cinsiyette yoklardı işi
Radyoda çalıyor Liszt'in piyanosunu
Dört elle iki kişi
Bitmesin bu müzik, silinmesin bu tablo...
Derken perde kapanıyor
Alış verişin gerçekçiliği açılıyor
Ancak, bellekte o sihirli, etkin izlenimler kalıyor.

***

Irmağın Kolları

Irmağın iki kaynağının kolları
Birleşti yeni yatağında yolları
Şimşekler çakıyor, duygular artıyor
Gürleşip kabarıp coşkunca akıyor
Coşku seline kapılmış iki kişi
El ele vermiş musikiyle şakıyor
Kıskanan arap kızı damdan bakıyor

Irmak aktıkça sıkı sarılanlar birlikte ilerliyor
Nehir'in yatağı yeşilleşiyor, güzelleşiyor
Doğallaşıyor, birbirinden emin, yok oluyor
Çekinmeler; sakınmalar yerini doğaya bırakıyor
Sağlamlaşıyor, dışı tül içi aydaki kaya gibi
Nirvanaya giden bu yolda
Gerçek mutluluğa birlikte kavuşuluyor

***

Bir şeb-i yelda gecesiydi

Gece tül hâleli ay ışığında
Gönüller mey ve meşk'in ısısında
Kutlandı şeb-i yelda
Bu yıl iki pare topla:

Kar durmuş, yerler jilet gibi, tutmuş buz
Sevgiliye giderken her şey iyi muz
Karşılandım kucak dolusu sevgiyle
Hazırlamış sevdiklerimi eliyle
Sofra "Tischlein deck dich!" * misali
Temsil ediyor vuslatı ve visali

Her şey çift'di şeb-i yeldada
Bardaklar, çanaklar, tabaklar
Poinsettia'daki yapraklar
Müzik kazetleri, dudaklar
İçkilerdeki bu yudumlar
Birlikteliğimizi tamamlar

İstakozlanmış balıklar
Banılan sosu tamamlar
Acem kokulu pilavlar
Midemi avlar ve tavlar

Yudum yudum yudumlanan
Karamelli dondurmalar
Hele bir tat da bak
Dilin damağını yalar
Bunlar bu faslı tamamlar

Romantik müzikteki damlalar
Dudakların dansını tamamlar;
Kıvrak dil atmalar, sarılmalar
Kazet'teki romans'ı tamamlar;

Kazetler iki kez çalındı
Trompet konçertosu yalındı
Yarem salındı da salındı
Bizi tutan bağlar kalındı

Yoktu şikayet eden günün kısalığından
Karanlığın ve gecenin uzunluğundan

Yoktu hiç acelemiz, şeb uzundu
Şeb'i bezeleyen leb uzundu
Bedenler birbirine uygundu
Gecelik ise upuzuuuundu

Kutlandı şeb-i yelda
Bu yıl iki pare topla
Biri yatsı namazında
Biri sabah ezanında
Yani başında ve sonunda
Fedayım uzun şeb'in yolunda


(*) Alman masalında istek üzerine anında kurulan zengin sofra

***

Sihirli Dünya

Ayın tülü ile sarılmış
Bir koza içinde kalmış
Hoşluk ve sevgiyle dolu
Sihirli bir dünya varmış.....

Bazen arka planda, bazen ön safta
Büyüleyici müzik duyulurmuş
Kâh bir adanın ormanında
Kâh dili seyreden bir evin terasında
Kâh deniz kenarında akan suyun
Uçuşarak viyaklayan martıların
Balıkçı teknelerine üşüştüğünde
Kâh yaprak zeminli ormanda
Yürünen bir dünya varmış

Hep sihirlenilen büyülü bu dünyada
Sadece güzellikler görürmüşsün
Kimi kez aslan sütü, kimi kez şarap
Kimi kez viski eşliğinde
Gözlere ve damağa hitab eden
Nefis mezeleriyle
Bazen ise bezeleriyle
Sarmaş dolaş okşayışlarla
Süslü, sihirli bir dünyaymış

Koza dışına çıkıldığında
İçindeki büyülü dünyaya
Dıştan bakıldığında
Hayret edersin
Olur mu böyle şey dersin
Kozaya girildiğinde
Tevellütün geçersiz
Zamanın yok olduğu
Hislerin çok olduğu
Sihirli bir dünyaymış.

İçindeyken dıştaki dünya unutulur
Müzik eşliğinde sarmaş dolaş gezilirmiş
İksir bazen dilinden sezilirmiş
Bazen dudaklardan emilirmiş
Bazen tenini okşarken
Bazen sesinin titreşiminden
Bazen derinin ürpertisinden
Bazen içinin çekilişinden
Bazen dudağın değişinden
Bazen sözün gelişinden
Bazen gözün delişinden
Bazen burnun ucundan
Bazen saçının gıdıklamasından
Bazen elmacık kemiğinden
Bazen minik kulaklara değişinden
Bazen şuh bir kahkahanın titreşiminden
İksiri tadarsın bu sihirli dünyada

Sanki bir Disney Diyarı
Kâh çocuklaşılan
Kâh çılgınlaşılan
Bu dünyaya bilet
Alır ancak iki kişi
Biri erkek, biri dişi

Öyle bir dünya ki
İçinde başka türlü yaşarsın
Dışına çıktığında şaşarsın
Ama yine içini ararsın

***

Bir Sonbahar Esintisi

Bir sonbahar yeli esti
Aynı ağacın yakın dallarından
Birer sararmış yaprağı
Aldı girdabına
Klasik müzik eşliğinde
Sarmaş dolaş uyumla uçuşan
Bir baleydi sanki
Bu yapraklar yere düşmeden önce.
Kelebeğin kısa ama yoğun mutlu yaşamını
Tattırdı onlara
Dalda birbirine ulaşamayan iki yaprağı
Kavuşturuyordu sonunda.

Ama ergeç rüzgâr kesilecek,
Yer çekimi galebe çalacaktı
Çünkü o nazlı, nahif yaprak
Gerçeğe dayanamayacaktı.
Samimi davranamayacaktı
O hayal alemindeki günler
Yaşama uyamayacaktı.
Ne kadar çabalasa
Kurumuş yaprağı gizleyemeyecekti.

İşte o iki yaprak üstüste yere yığılmış toprağı örtüyor, süslüyor
Birbirini iki elin ayaları gibi
Üstüste birbirinin ayna gölgesi sanki
Yazık oldu, yeni yaprakların gelişimini görebilecekleri bir anda
Ağacı koruyacak ve yaşatacak olanları
Gözleri toprağa dönük, gelen yeni yaşamı göremeden
Bahar ve yazı içine sindiremeden
Yığılmışlardı yere.

Çalışmayan bir zil
Açılmayan bir kapı
Herşeyi bitirecek
İlişki bağını koparacak
Bardağı taşıran damla olmuştu.

***